Uşakların hikayesi

Bir varmış bir yokmuş. Memleketin birinde çok zengin olduğu kadar da cimri bir karı koca varmış. Saray kadar geniş bir evde, kendileri gibi cimri bir uşaklarından başka kimseleri yokmuş.
Uşak, su katılmamış halis bir uşak olduğu için, efendisi ve hamım ne buyurursa, onun doğru mu, yanlış mı olduğunu düşünmeden yaparmış.
Günlerden bigün efendisi uşağına,
- Git pazardan bir tas bal al!.. demiş.
Yüzde yüz halis, hilesiz uşak yerlere kadar eğilmiş:
- Başüstüne efendim.
Hemen pazara koşmuş. Zengin efendisini kazandırmak için, yoksul balcılara kazık atmanın yollarını aramış. Çekişe çekişe pazarlık etmiş. Sonunda o gün hiç satış yapamamış ihtiyar bir balcıdan, görülmemiş ucuzlukta bal alıp kocaman tası doldurmuş. İhtiyar balcı, o gün eline bikaç kuruş geçirebilmek için, uşağa balı, sermayesinden daha ucuza vermek zorunda kalmış.
Uşak, su katılmamış, halis bir uşak olduğundan zengin efendisini kazandırıp yoksul balcıyı kazıkladığından sevinç içinde yolda giderken, üstü başı, yırtık zavallı bir kadın,
- Elindeki tastan, ne olur bana bir tadımlık bal versene… çocuğum hasta, hekimler bir kaşık bal yemezse öleceğini söylediler… diye yalvarmaya başlamış,
Hilesiz, hurdasız uşak, zavallı yoksul kadınla,
- Pırt, pırt!… diye alay etmiş, dilini çıkarmış.
Hasta yavrusunun acısıyla yüreği yanan zavallı kadın şöyle demiş:
- Bütün efendiler, kendilerinden daha büyük efendilerinin uşaklarıdır. O tastaki baldan yiyen bütün uşaklar, dilerim, senin gibi pırtlasın…
Uşak, kahkahalarla gülerek yine,
- Pırt, pırt!… diye kadınla alay etmiş.
Eve gelince uşak, efendilerinden önce tadına bakmak için tastan bir parmak bal alıp yemiş. Sonra sofrada bekleyen efendisi ile hanımımn önüne bal tasım koymuş. Hanım sormuş:
- Pahalı almadın ya balı? Katıksız uşak cevap vermiş:
- Hayır pırt… Pahalı pırt, almadım pırt… Çok pırt, ucuza pırt, aldım pırt…
Efendisi pırtlayan uşağına şaşmış,
- Ne oldu sana? demiş, neden böyle pırtlayıp duruyorsun? Uşak da, demiş ki:
- Ben pırt, baldan pırt, aldıktan pırt, sonra pırt, böyle pırt oldum pırt…
Hanım, tastaki baldan bir parmak almış sonra,
- Nesi var pırt, bu balın pırt, pekala bal pırt… demiş. Efendi kızmış,
- Ne oluyor size, pırtlayıp duruyorsunuz?… diye bağırmış. O da baldan bir parmak alınca,
- Balın pırt, nesi var pırt, pekala pırt, bal işte pırt… demiş. Efendi, hanım, uşak her kelimenin sonunda pırtlamadan konuşamaz olmuşlar.
- Haydi pırt, bunu pırt, belediye pırt, reisine pırt, götürelim pırt…
Balı aldıkları gibi belediye reisine gidip, pırtlaya pırtlaya başlarına geleni anlatmışlar. Belediye Reisi,
- Allah Allah!… diye şaşmış, o da baldan bir parmak almış,
- Bu balın pırt, nesi var pırt, pekala pırt, bal işte pırt… demiş.
Sonra hep birden,
- Haydi pırt, bir kere de pırt, kadıya pırt, gidelim pırt… demişler.
Kadıya gidip başlarına geleni anlatmışlar. Kadı, lahavle çekmiş, bir parmak da o ağzına alınca,
- Allah Allah pırt, bu nasıl pırt, iş pırt?… Basbayağı pırt, bal işte pırt… Bu balı pırt, vali pırt, paşaya pırt, götürelim pırt… demiş.
Vali Paşa, karşısında pırtlayıp duran bir sürü insan görünce şaşırmış. O da baldan bir parmak alıp denemiş.
- Pekala pırt, güzel, pırt, bal pırt…
İş gittikçe büyümüş, Şeyhülislam, Kazasker, bütün vezirler hepsi baldan birer parmak ağızlarına alınca pırtlamaya başlamışlar. Sonunda sadrazama gidip başvurmuşlar:
- Şu balın pırt, esrarını pırt, çözünüz pırt… Sadrazam da baldan bir lokma alıp o da pırtlayınca, efendilerin en büyüğü Padişaha gitmiş:
- Aman pırt, padişahımız pırt, efendimiz pırt, şu baldan pırt, lütfen pırt, bir parmak pırt, alınız pırt.
Padişah büyük bir hayret içinde, insanları pırtlatan baldan bir parmak almış ve her kelimesinde o da pırtlamaya başlamış:
- Bu balın pırt, nesi var, pırt, pekala pırt, bal işte pırt… Balın esrarını çözmek için tahkikata girişmişler. Sonunda gide gide işin ucu, hilesiz hurdasız, halis uşağa kadar gitmiş. Su katılmamış uşak, pırtlayarak başından geçenleri anlatınca, araya araya beddua eden yoksul kadını bulmuşlar. Padişahın huzuruna getirmişler. Padişah:
- Ey pırt, hatun pırt, bizi pırt, bu dertten pırt, kurtar pırt, sana pırt, emir pırt ediyorum pırt!… demiş. Kadın da padişaha şöyle demiş:
- Kendini efendi sanan, ezilene efendilik, ezene uşaklık eden, balsızlara bal vermeyip, balı yalnız kendileri yiyen uşakların uşakları pırtlamadan laf edemesinler.
Bakmışlar ki, çocuğunu ölümden kurtarmak için hasta kadına bir parmak bal vermekten başka çare yok. Bunu iyice anlamışlar. Anlamışlar ama, acaba o bir tadımlık balı vermişler mi?
Hayır. Şöyle demişler:
- Bal tutan pırt, parmağını pırt, yalar pırt… Öbürleri pırt, avucunu pırt, yalar pırt… Ağzımızın pırt, tadı pırt, bozulmaktansa pırt, böyle pırt, pırtlayalım pırt, daha iyi pırt…
O gün bugün, insanların bir kısmı pırtlar durur. İnanmazsanız nutukları dinleyin. Her kelime arasındaki öksürük, aksırık, tıksırık, eski zamandaki pırtlamanın bugünkü modern şeklidir.

Aziz Nesin

6 comments
  1. figen
    Nov 15th, 2008 at 20:32 | #1

    çok güzel bir hikaye…

    Hemen tüm arkadaşlarımla paylaşmak istiyorum. :)

  2. Özlem
    Nov 24th, 2008 at 10:35 | #2

    Güzel hikaye. Zamanımızdakiler ders almıyor o ayrı bir mesele.

  3. Nov 26th, 2008 at 16:35 | #3

    Üstat bu hikayeyi kim yazmış?

    Artı hiç takılmadan ve pırtlamadan konuşan bir siyasetçi var sen onu pek sevmesin. Bu duruma ne dersin :)

  4. Nov 26th, 2008 at 16:38 | #4

    Aziz Nesin yazmis ama kimmis bu siyasetci merak ettim hadi benim sevmedigim tamamda pirtlamayan kimmis :) sen yaniliyor olmayasin hocam :)

  5. murat
    Dec 12th, 2008 at 18:21 | #5

    çok güzel bir hikaye

  6. Dec 29th, 2008 at 17:07 | #6

    Süper hikaye :)

Leave a comment

XHTML: You can use these tags: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>